Aşk – Elif Şafak

Right Reaction

Bir zamanlar hediye olarak verilmiş olan bu kitabı Kadir’in de tavsiyesi üzerine geçen hafta başlayıp bitirebildim. Akıcılığını ve anlaşılırlığını çok iyi bulduğumu söyleyip tavsiye edebilirim. Kitapta bir kişinin hayatı üzerinden gidilse de birkaç karakter üzerinden genel hikâye anlatılmakta.

Kitapta Şems’in ağzından 40 kural çıkmakta, bu kuralları Elif Şafak yazmıştır. Bazılarını ben de alıntıladım ve yorumladım.

İşin aslı, istisnasız herkes, bir an gelir, birini öldürebilir. Ama bunu bilmez çoğu kimse. Kabullenmek istemez. Tâ ki beklenmedik bir hadiseyle gözleri dönene kadar. Ellerini asla kana bulamayacaklarından, kimsenin canını almayacaklarından ne kadar da emindirler. Oysa bir rastlantıya bakar her şey. Bazen sırf birinin kaşı gözü oynadı diye atar bir başkasının tepesinin tası. Pireyi deve yapar, buluttan nem kapar, yok yere kavgaya tutuşurlar.

Pek sinirli olmasam da bazen kendimi kontrol edemediğimi biliyorum, kontrol edememek değil de senkron kaybı diyelim. Filmlerde ses, görüntü ve altyazının tam uymaması gibi bir durum. Kısa bir süre sonra anlıyorsunuz ve çözüyorsunuz sorunu; fakat küçük de olsa etkileri oluyor, aslında olmadığınız biri oluyorsunuz. Psikolojik deneylerdeki gibi, insanların karşılaştıkları durum karşısında neler yapacaklarını kimse kestiremez. Bilmeden konuşmak kolay ama karşılaşmazsak içimizdeki gerçeği göremeyiz. Aramızda ne katiller dolaşıyor farkında değiliz.

Allah kullarına taşıyamayacağı yük vermez.

Bu sözün benzerini severim ve doğru olduğunu düşünürüm. Karşılaştığımız, başımıza gelen tüm olaylar, bir şekilde üstesinden gelebileceğimiz için bizi bulmaktadır. İşte işin kötü tarafı kimimiz karşılama bakımında daha güçlüdür.

Sekizinci Kural: Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

Aslında dileğimizin gerçekleşmemesi kimi zaman daha hayırlı oluyor olmalı. Hayırlı derken, kimi zaman gerçekten ne istediğimizi bilemeyebiliyoruz sanki. Ya da sonuçlarını, getirilerini düşünmüyoruz ve ileride mutsuz olacak yollara giriyoruz. Bence bu hayatın enerjisi bize her zaman en iyisini getirecektir, onun için teşekkür etmek lazım. Bu şükür işinden önceki yazıda da bahsetmiştik zaten.

On İkinci Kural: Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

Bu kural  Carl Jung’un şu sözünün aynısıdır: “İki kişiliğin karşılaşması, iki kimyasal maddenin birbirine teması gibidir; bir tepkime olursa ikisi de kılık değiştirir.” Bu değişim de kimyasal olur, geri dönüşü yoktur. Vardır da yoktur. Birken iki olursunuz zaten, gerisini siz getirin. Ha birken iki olmazsanız, o zaman aşk yoktur işte.

“Kızıl Çömez, bana yoldaşlık etmeye gücün yeter mi peki?” diye sordu aniden. Hevesle ve gayet çevik bir şekilde zıplayarak doğruldum. “Elbette yeter! Gücüm özümden gelir.” “Peki o zaman. Mademki benim müridim olmak istersin, işte ilk vazifen: En yakın meyhaneye git, bir testi şarap al. Gel bu meydanda dik kafana, lıkır lıkır iç!” Ağzım açık kalakaldım. Bunca zaman tasavvuf yolunda pişmek için çekmediğim zahmet ve mihnet ve eziyet kalmamıştı. Günde yüz defa yerleri cüppemle cilalamaya, dumandan gözlerim yaşarıncaya dek ateş başında tencere tava kalaylamaya, paslı kapanlardan fare ölüleri toplamaya, kısacası her türlü angaryaya hayli aşinaydım. Ama kalabalık bir pazaryerinde, herkesin gözü önünde şarap içmeye gelince, doğrusu mezhebim o kadar geniş değildi. Dehşet içerisinde kalmıştım. “Tövbe Estağfurullah’ dedim. “Babam duysa bacaklarımı kırar valla. Ailem beni Baba Zaman’ın zaviyesine iyi bir Müslüman olmam için yolladı, kâfir olup yoldan çıkmam için değil. Sonra elalem hakkımda ne düşünür? Konu komşu ne der?” Şems yakıcı bakışlarla süzdü beni. Tıpkı o ilk gece ben kapı arkasından onu gözetlediğimde olduğu gibi, nazarıyla ezdi bitirdi yüreğimi. Nihayet, hakkımda hükmünü verdi, atının yularlarını çekti. “Kızıl Çömez, sen bana mürit olamazsın” dedi. “Başkalarının ne düşündüğüne fazla kafa yoruyorsun. Ama bilsen ki başkalarından kabul ve hürmet görmeyi ne kadar çok arzu edersen, onların tenkit ye dedikodularına da o kadar takılırsın.”

Uzun bir alıntı oldu ama olayı güzel anlatıyor, mümkün mü şu hayatta başkalarının sözüne bağlı olmadan yaşamak. Şems’in de bu anlamda sonu pek iyi olmuyor, insanları hoş etmeyince düşmanlaşmaları kolaylaşıyor. Bence yine de kimi zaman ve kimi yerlerde bu mümkün.

On Dördüncü Kural: Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak Hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

Birkaç anım var ki en plansız zamanlarda oluşmuş, hayatın akışında var olmuş. Kimi zaman kendini bırakmak lazım ve düşünmeden plansız plan yapmak lazım.

Yirmi Yedinci Kural: Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse, dünya değişir.

Aslında çoğu durum böyle, kendimiz olmayan düşünceler yaratıp kendimizi buna inandırıyoruz. Sınavın iptal olduğunu, ya da dersin tatil olacağını şaka olsun diye arkadaşlara söylemişimdir. Sonra bu dönüp bana geldiğinde de sorgulamışımdır 🙂

“iyi de dostum, ben o genç kadını derenin karşısına geçirip orada bıraktım; sen ne demeye hâlâ taşırsın?” “Kimi insan böyledir” dedi Şems. “Kendi korkularını, önyargılarını başkalarına yansıtır ve onlarda gördüğünü sanır. İşte asıl yük budur. Zihinlerini zanlarla doldurur, sonra da bunca ağırlığın altında eziliverirler.

Zen Pencils’da karikatürize edilmiş versiyonu bulunmakta.

“Sufi der ki başkaları hakkında hüküm verip yargıda bulunacağıma, ben kendi içime bakayım. Sofu der ki başkalarının her kusurunu bulup çıkarayım. Ama unutmayın, çoğu zaman, başkalarında hata bulanlar kendileri hatadadır. Teferruata ineyim derken bütünü kaybederler. Ağaçlara bakmak-tan ormanı göremezler.”

Gerçek şu ki insan kendi hatasını öyle kolay göremiyor; ama iş diğerlerine gelince ufak şeyler bile göze batıyor.

Kâinatta mükemmel bir ahenk, hassas bir nizam var. Parçalar ve noktalar habire değişir. İsimler ve makamlar yenilenir. Ettiği her laf, verdiği her zarar insana geri gelir. Hâlbuki insan bunu bilmez; kendini zora koşmakta mahirdir. Başına gelenlerden hep başkalarını sorumlu tutar. Ayrıntılar silinir ve sil baştan çizilir. Ama çember sabit kalır.

Biraz yukarıdan bakabilsek, kendimizi geri çekebilsek daha iyi anlayacağız bu durumu. Ben de böyle yazıları yazarken düşünüp doğrusunu buluyorum; fakat değişmek, uygulamak pek kolay değil, yine de hepimize kolay gelsin.

Kitap farklı bir tarz ile yazılmış, baş karakter bir roman okuyor, biz de hem o romanı okuyor hem de karakteri takip ediyoruz. Kolaya kaçmak gibi eleştirenler olmuş; fakat ben öyle düşünmedim, bence farklı tarzlar da önemli. Baş karakter Ella Rubinstein Amerika’lı bir kadındır, okuduğu roman ise Konya’da geçmektedir. İlginçtir ki Ella Rubinstein adına bir linkedin profili var. Yaygın bir Yahudi soyadıymış.

Bundan sonra Konya’ya gittiğimde daha farklı bir gözle bakacağım. Zamanında yarışlar için Konya’ya gittiğimizde ise bize farklı gözlerle bakılmıştı 🙂

DCIM100MEDIA

Aşk – Elif Şafak” için 2 yorum

  1. Kuralları okuyunca bir an korktum.
    İnsan ne çabuk unutuyor.
    Bir an kitabı okumamın üzerinden yıllar geçmiş sandım.

    Kuralları okuyunca yeniden hatırladım, teşekkürler.

    Beğen

    1. Yazını okuyarak yorum yazıyorum, baş kısımları es geçmek istemiyorum.Hepimiz birer katil potansiyelli insanlarız aslında, kim aksini ikna edebilir ki.. Çok doğru. Her bir sıkıntıya göğüs gerince, daha büyüğü gelir. Bunları atlatabilip, göğüs gerdiğiniz an güzel günler yakın oluyor bence. Kimisi hayata 1-0 hatta 5-0, 10-0 yenik başlıyor, doğar doğmaz omuzlarda ağır bir yük.. Şükür etmeliyiz hep gerçekten, sahip olduklarımızı düşündükçe ve özgür irademizle karar verebildikçe.. Herkes hayatında en az bir kez aşık olmalı, bu duyguyu hissetmeli. 2 iken 1 olmak önemli de 1 kalabilmek daha önemli. Birbirine tamamen karışabilen iki farklı madde gibi, birleştiklerinde kimyası, rengi değişir ve geri dönüşü yoktur. Chemical reaction! Kimseyi önemsemeden hayata devam etmek ne mümkün, kulakları tıkayamıyoruz. Hayatın akışında olan, planlı olmayan şeyler güzeldir. Mesela aşk gibi, aşık olmayı planlayamazsın. Çok güzel paylaşımlar her biri, ne biçim insanoğlu olduk böyle. Üzerine düşündükçe üzülüyor insan. Bunları sorgulayabilmek dileğiyle. Bu kitabı nedense çok overrated bulmuştum ama şimdi ilgimi çekti. Yaradana olan Aşk’tan bahsediliyor sanırım, Mevlana gibi.
      Yazı için teşekkürler, aldı götürdü beni..
      Kapanışı da iyi yapmışşın.

      Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s