3 Dilek

3-dilek-karikaturuÇocukken çok modaydı, 3 dilek hakkın olsa ne dilerdin vari sorular… 3 dilekler 5 dilekler ıssız adaya düşmeler, yanına birşeyler almalar. Dilek kısmını es geçelim, çocukken evden çıkmadan aldığım 2 eşya şapkam ve saatim olurdu. Sonra cüzdan, pek sonra da telefon eklendi bunlara şapka ve saat silinirken. O büyük deprem sonrasında bile (deprem beni uyandırmamıştı ne olduğunu anlamadan zorla evden çıkarılırken) saatimi arıyordum, saati bulamadan bir yarım eksik karanlık merdivenlerde apartmanı farelerin bastığı düşüncesiyle kenarlara sürünerek aşağıya iniyordum.

Çok çeşitli saatim yoktu, yanlış hatırlamıyorsan hep 1 adet olmuştur, yine de doymuşum ki artık saat takmıyorum. Gerek allerji yapabildiğinden gerekse cep telefonlarının olduğundan pek ihtiyaç da duymuyorum, duymuyoruz. Gene de meraklı arkadaşlarım var, bunlardan biri de Arif olmalı, değil mi 🙂 Ama saatleri severim, özellikle de cep saatlerini.. Ayrıca kırmızı camlı bir saatim de var kırmızı kravatlar için.

Reklamlardan esinlenerek şapkasız çıkmam abi derlerdi beni devamlı şapkalı görenler, ilkokulda hergün takmışımdır şapka, abimden görmüştüm, ve onun eskilerini takardım genellikle. O zamanlar daha güzeldi be şapkalar. Bir şapkamı bir piknikte kaybetmiştim hiç unutamam, Adidas marka siyah ve kırmızı renkerdeydi, şekli olmayan sade bir şapkaydı, onu hiç unutmayacağım, hep benzerlerini aradım, arıyorum.. Günümüzde de severim şapkaları, şu an serviste sabahları ve akşamları güneşi kesmek için bile çantamda taşırım şapka. Askerde saçlarımıza kök söktürme deyimiyle kök söktürse de, gene de severim. Fötr denilen şapkaları da severim, kışın babamın eskilerini, yazın ise daha ince gazeteci çocuk şapkalarını tersten takarım.

Hizmetçilere evin kurallarını anlatan biri gibi hissettim kendimle ilgili bilgileri deşifre ederken. Bu yazıyı yazmamın sebebi aklıma ara sıra gelen bir dilek oldu. Tabiki böyle bir dilek seçilmezdi ama bol bol dileklerin arasında güzel de gidebilirdi. Kısa keselim, dileğim terlememek. Üniversitede bolca otobüs peşinden koşmuşumdur, metrolara binerken hızlı yürümüş, yürüyen merdivenlere girmeden basamakları 2’şer çıkmışımdır ve ardından bolca terlemişimdir. Acelem olduğundan değil otobüse yetişebildiğimden koşardım. Bir keresinde fasıla giderken bir otobüsü 3-4 durak sonrasında yakalamıştık, gerek hızımız gerek trafik sıkışıklığı sayesinde biraz da geç kalmışken güzelce otobüsü yakalayıp binivermiştik; fakat 3-5 dakika sonra terler boşanıp ıslatmıştı bizi. Gerçi böyle danslı eğlencelerin sonrasında kesin duş almak gerekiyor.

yıldız

Şu çok sıcak günlerde nefes almak bile insanı terletiyor. Özellikle de yemek yerken sıcakça bir çorbayı içtikten sonra alından güzelce terler akabiliyor. Aslında bu ter vücudun ısınmaya karşı tepkisi ve bizim soğumamızı sağlıyor, güzel de oluyor o soğuma hissi oluştuğunda. Ve güzelce bir koşunun ardından insan bu tepkiyi soğuk bir duşla besleyince daha da iyi olabiliyor.

Herşeye rağmen yaşamak güzel, terlemek de güzel 🙂

Başlığa 3 dilek dedik, bari bir iki dilek düşünelim. Gerçekten istediğim şey, tüm dünya insanları ve hayvanları için, bu kadar yorulup yaşamaya çalışmak ve çalışmak için yaşamak yerine, dünyaya geliş amacımızı anlamaya çalışmak olacaktır. Amma karışık oldu ha. Yani, bu kadar yorulmamalıyız, düşünmeye vakit bulmalıyız, (günümüz şartları içinde zor olsa da umarım ki değişecektir) insanların kimi çok açlık kimi çok bolluk içinde olmamalı. Ve Kadir’in de sık bahsettiği gibi tüketim toplumu olmamalıyız. Bir yandan uzaya mekik fırlatılırken bir yandan insanlar birbirlerini ne için olduğunu bile bilmeden öldürmemeli. Sanırım doğayı anlamak ve ona uyum sağlamak da tüm bu dediklerimi içeren dilek olacaktır. Biliyorum ki bunlar zor, belki de imkansız..

3 Dilek” için 3 yorum

  1. Küçükken yapılan o anketler, adalar çok favoriydi. Ben pek şapka takmazdım, saçlarımı genelde yaptığım için çocukluktan beri bozulmasını istemezdim. Saat çok severdim, bir de bileklik. İkisi hep sağ ve sol kolumda olmuştur. Saati sağa takarım, sebebini bilmiyorum ama hep öyle alışmışım. Kimse de uyarmamış. Ne güzel işte, klişe şeyler güzel değildir zaten. İleride saat koleksiyonum olsun isterim. Eski klasik saatler de ayrı bir ilgimi çeker. Bana atıfta bulunduğun için sağ ol Berker 🙂 Bir yaştan sonra dediğin bende de olmuştu; anahtar, telefon, cüzdan vs. kontrol etmeden evden çıkmazdım. Sen çok terliyorsun cidden, umarım dilek hakkın gerçekleşir 🙂 “En boktan yaşlarımızda rahat yaşayabilmek için en güzel yaşlarımızda köpek gibi çalışıyoruz.” yazmıştı birisi sosyal medyada. Çok doğru ve üzücü. Sistemin bir parçası olarak, robotik bireyle yetişiyor. Kendi zevkine, düşünmeye, eğlenmeye vakit kalmadıktan sonra ne anlamı var diyor insan mecbur yaşamını sürdürürken. Karışıktı ama güzeldi. Beğendim 🙂

    Liked by 1 kişi

  2. Arif, saatlerinde biliklerinde sana çok yakışıyor. Bence kendine yakışan şeyleri seçmekte üstüne yok :).

    Ben çalışmayla ilgili söylediğin son kısma katılamayacağım. Bazen benimde böyle düşündüğüm oluyor, en güzel zamanlarımda çalışmak zorundayım. Çalışmasam şimdi neler yapabilirdim vs. Ben kendi çalışmadığım zamanları da biliyorum. İnsanın elinde olmayanlar üzerine fantezi yapma yeteneği çok gelişmiş ve bu bizim günümüzde körükleniyor da. Neyse bu ayrı bir mesele.

    Ben internette şöyle bir söze denk gelmiştim : “Sevdiğiniz işi yaparsanız, bir gün bile çalışmış sayılmazsınız” (Konfüçyüs tarafından da söylendiği iddia ediliyor ama emin değilim). Bence bizde işe olan bu yaklaşım eksik. İnsanlar günümüzde sadece aç kalmamak için, kendilerine vurdukları zincirlerin(Ev, Araba, Yazlık, Lüks Tatiller vs, vs.) pasını almak ve onları sağlamlaştırmak için çalışıyorlar. Bunu yaparken de ruhlarını açlığa, susuzluğa teslim ediyorlar. Bence insanlar sevdiği işi yapma yürekliliğini gösterebilmeliler. Bu riski almaya her zaman değer.

    Ben insanın sevdiği işi hakkını vererek yaparsa birilerinin bu işe ilgi göstereceğine inanıyorum. Bu sayede geçimini sevdiğin işi yaparak sağlamak mümkün olacaktır.

    Bunları yazdığım için bunları yapabildiğim düşünülmesin. Bende bunları yapamıyorum ama gerçek düşüncelerim bunlar.

    Türk gençlerinin(çoğunluğunun) bir iş yapma yetisinde yoksun olarak yetiştirildiğini düşünüyorum. Gençler sevdiği işi yapmak , etrafını merakla incelemek ve sorgulamak için yüreklendirilmiyor. Bunun yerine otorite ve aç kalma korkusuyla terbiye ediliyorlar. Otoritenin(Ailede Babanın, iş yerinde müdürün, sosyal yaşamda dinin, resmi işlerde Reisin) isteklerini yerine getirmek için yetiştiriliyorlar.

    Sonuç ne oluyor, sonuç olarak kendini sistemin kurbanı olarak gören bireyler yetişiyor. Bu bireylerin çocukları oluyor onlarda aynı kısır döngüye giriyorlar. Bu kısır döngünün kırıldığı yerler elbetteki oluyordur.

    Sistemin parçası olma fikri, insana pasif olduğu hayatında söz hakkı olmadığını ima etmekte. Bu tembel ruhların hoşuna gidecek bir ima çünkü bu ima hiçbir şey yapmamayı gerektirmekte. Çünkü yaptığın her şey beyhude demekte alttan alta. Böyle imalara karşı dikkatli olalım Arif(umarım olabiliriz), insan en kolay kendini kandırırmış :).

    Cesaretimizi toplamalı, sevdiğimiz işi hakkıyla yapmalı, yaptığımız işleri sevmeliyiz bence.
    Şöyle bir söz vardı : “Yapılmaya değer her şey iyi yapılmaya değer”.

    Beğen

  3. Kadir haklısın. Bu eğitim sistemimizden, aileden ve çeşitli dayatmalardan kaynaklanıyor. Sürekli mühendislik, tıp, öğretmenlik seçmeye zorlanmıyor muyuz? Seçeneklerimiz soruluyor mu? İsteklerimiz? Ve seçim yapmak zorunda kalıyoruz. Ben lisede güzel sanatlar lisesi kazandığım halde anadolu lisesine gittim. Güzel sanatları tercih etme şansım bence çok azdı.

    Sistemin parçası olmak tembellik veya hayattan zevk almamak değil aslında. Sadece bunun farkında olmak kötü. Hangimiz işinden memnun olacak işini devam ettiriyor? Bence çok az bir kesim. Ben mesela şimdiden tipik bir beyaz yakalıya evrilmekten korkuyorum ama gerek maaş gerek statü açısından bu meslek en cazibi. Hayat buna sürüklüyor. Ama bu demek değik ki ben hayatımı yaşayamayacağım, zevk almayacağım, söz sahibi olamayacağım. Hemfikiriz ki maaş yaşam kalitesini acayip değiştiriyor. Çok sıkışık bir durum. Yani konuşulması uzun.

    Cesaret gerekiyor, bunun için güç gerekiyor. Keşke hepimiz sevdiğimiz işleri yapabilse. Tam olarak sevdiğim iş ne olurdu onu bile bilemiyorum. En azından boş vakitlerimde, haftasonlarımda yaptığım işlerden keyif almaya bakacağım. Bu konuda son zamanlar hariç nispeten başarılıyım. Kendi zevklerim için vakit ayırmaktan vazgeçmeyeceğim.

    Çok dağınık yazdım. Detaylı konuşuruz..

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s