Kitap – Kimse Bize Ait Değildir

Kimse Bize Ait Değildir - Rabindranath Tagore

Destek Yayınları Felsefe Serisi’nden bu yazımda bahsetmiştim. Bu yazıda Kimse Bize Ait Değildir kitabından beğendiğim sözleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Şiirler biraz uzun gözükse de bir fırsat verin derim. Zaman içinde bazı sözleri tekrar tekrar hatırlamak lazım. Aşağıda da benzer sözler olduğunu düşünüyorum.

İlk günün güneşi
Soruyu sordu
Yaşam ilk belirdiğinde
Kimsin sen ?
Yanıt yok.
Yıllar, yıllar geçti
Günün son güneşi
Sordu son soruyu
Batı denizinin kıyısında
Sessizliğinde gecenin
Kimsin sen ?
Yanıt alamadı (Dutta, Robinson 1996: 367).

Kitabın tanıtımından alıntılarla devam edeyim; Nobel ödüllü Hintli yazar, şair, besteci, ressam Rabindranath Tagore, Doğu’nun şarkısını evrenselliğe taşımış bilge bir ozandır.

Atatürk’ün kitaplar hediye ettiği, Bülent Ecevit’in şiirlerini Türkçeye çevirdiği, Albert Einstein’dan Mahatma Gandi’ye kadar pek çok düşünürün ilham bulduğu Tagore’un düşünceleri, günümüzün duyarsız dünyasına, insani değerlere sahip çıkmayı, acıyı sevgiye dönüştürmeyi ve umudu hatırlatıyor hâlâ.

Kitap; Tagore’un yaşamından ağırlıklı olarak gitse de, düşünceleri, felsefeleri, sözleri ve şiirleri de yer almakta. Hızlıca okunabilecek ve yararlı düşünceler katabilecek bir kitap. Gene kitaptan alıntılarla aşağıda devam ediyorum.

İyilik ve kötülük kavramlarını aklından çıkarma, başkalarının sözleri, eylemleri seni etkilemesin. Modern dünyanın göz alıcı yapaylıkları seni bozmasın. Yalın ve düz bir yaşam sür, zenginin sarayına da, yoksulun kulübesine de gönül rahatlığıyla, açık alınla gir.

Aynı dilde konuşamayacağımızı fark edince, aynı dilde susmayı seçtik. İnsanları bir araya getiren ve birbirlerinden kopmalarına neden olan şeyler vardır. Konuşmak, anlaşmak ve gerekirse su üstüne çıkan öngörülemez şeyleri bir çırpıda hiçliğin karanlığına gömmek…

Ama bazen konuşmak yetmez. Böyle zamanlarda susmanın gölgesine sığınır ve karşımızdakinin bizi hiç değilse sustuğumuz yerlerden anlamasını bekleriz.

Susmanın yanlış anlaşıldığı, konuşmanın görmezden gelindiği ve bilmiyorum demenin öğrenilemediği bir çağ için fazlasıyla çağın ötesinde bir sözdür bu.

İnsan her an anlaşılmayı bekliyor artık. Bazen susarak, bazen konuşarak, bazen bakarak ve bazen de sadece hissettirerek.

İyilikle kötülüğün çekiştiği çok saatler geçirdim; ama şimdi boş günlerimin arkadaşı hoşlanıyor kalbimi kendine çekmekten; hangi faydasız saçmalık için gelmiş bu çabuk çağrı, anlamıyorum.

Ne Çıkar Ateşböceği Sansalar Bizi ?

Düşünüyorum da,
Sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek…
Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
Naif yönlerimizin keşfedilmesi,
Cesaretsizliğimizin anlaşılması,
Korkularımızın paylaşılması,
Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti…
Kabuklarımızın altında kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.
Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.
Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden
Deniz minareleri, midyeler,
Kirpiler ve kaplumbağalar gibi…
Sahi koruyor mu bizi çatlamamış sert kabuk ?
Kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi ?
Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize ?
Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi ?
Duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu ?

Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak,
Ne çıkar ateşböceği sansalar beni ?
Belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin
O uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna el kaldırmaya kıyamaz…
Güçlü kapıların arkasına kilitlemesem kendimi,
Korkaklığımı, sevgi isteğimi
En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem,
Bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup
Bir kuş gibi uçacağım özgürce.
Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.
O da çözülecek belki.
Samimi ve güvenliksiz, silahız biriyle göz göze gelince…

Oysa bir görebilsek bunu
Kalmadı böyle insanlar demesek.
Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
Kırılmaktan korkmasak. Yaralansak…
Ne olur bir darbe daha alsak.
Yeniden açsak kendimizi, atabilsek kabuğu…
Denesek, risk alsak, yanılsak, fark etmez.
Tekrar, tekrar bıkmadan denesek…
Ve kucaklaşsak yeniden
Tıpkı eskisi gibi
Ne olduğunu anlayamadığımız o 15 yıldan öncesi gibi…
O zaman fark edeceğiz.
Ne kadar özlediğimizi birbirimizi
Neler biriktirdiğimizi, kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi…

Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa
Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.
Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır.
Yüreği daha fazla küstürmemek lazım…
Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.
Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.
Sevgiye çok ihtiyacımız var.

Ufukta kara bir kış görünüyor…
Ancak birbirimize sokularak atlatırız o günleri.
Kırın o sert, o ağır kabuklarınızı.
Kurtulun bu yükten…
Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
Yalnızlığa mahkûm ediyor bizleri.
Hem hepimiz bir yıldızız.
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi… (Ata 2015: 166-168).

Ölüm kapını çaldığı gün ona ne ikram edeceksin ?

Hint felsefesinin 4 altın kuralı olduğu söylenir,

İlk kural: Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretirler.

İkinci kural: Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiç bir şey, hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. “Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı” gibi bir cümle yoktur. Hayır, ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir.

Üçüncü kural: İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır.

Dördüncü kural: Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir. Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle yola devam etmek gerekir. Kendine iyi bak. Tüm kalbinle sev. Sonuna kadar hayatın tadını çıkar. Hayatındaki her gün bir hediyedir, kıymetini bil.

Son olarak; ne kadar güzel, özetleyici sözler içeriyor demek geliyor içimden 🙂 Ruhumu açıyor sanki bu sözler. Keşke her zaman böyle bir mantalitede olabilsek. Birbirimizi kırmadan, barış içinde, güzel düşüncelerle var olabilsek. Her günün, her anın kıymetini bilebilsek. Denemeye devam..

Kitap – Kimse Bize Ait Değildir” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s